Pera’da Moulin Rouge ve Dubonnet Geceleri

in Yazılar by

İstanbul’un geçirdiği sosyal, kültürel ve şehirsel değişimler malum. Siyasi, ekonomik sebeplerden dolayı İstanbul büyük bir değişim yaşıyor, kalabalıklaşıyor, kendine has dokusunu yitirirken geçmişine dair kültüründen ve tarihinden de uzaklaşıyor. Bu süreçte Beyoğlu’nun hali ilk aklımıza gelen olabilir. Beyoğlu’nun nasıl bir değişim geçirdiğini yazıp daha fazla bu konuyu tekrar etmek istemiyorum. Beyoğlu’nun tarihini ve dinamik zamanlarını hatırlamak adına 1950’leri hatırlayalım.

Dünyada kültür endüstrisinin yeni yeni parlamaya başladığı yıllarda Beyoğlu, Türkiye modernleşme projesinin veya sürecinin en somut örneğini oluşturuyordu.

Joseph Oller ve Charles Zidler’in Paris’te 1889’da açtığı Moulin Rouge, ressam Adolphe Wilette tarafından dekore edildi ve Moulin Rouge, zamanla Paris’in ve şehir mimarisinin öne çıkan simgesi halini almaya başladı. Modernleşme ve mimari simge olmanın yanı sıra, Paris sosyal hayatının ve kültürünün de önemli bir parçası halini aldı. Peki, bunun Beyoğlu ile ne ilgisi var diyebilirsiniz?

Şöyle ki, Beyoğlu 1950’lerde Moulin Rouge benzeri mekanlara ve orada sahnelenen benzeri gösterilere ev sahipliği yapıyordu.

Dönemin en popüler mekanlarından “Mulen Ruj,” mesela. Kapısındaki kırmızı neonlardan birinde yel değirmeni tasarlanmıştı. Mulen Ruj, Lale Sineması’nın karşısında yer alıyordu ve Beyoğlu’nun eğlence kültürünün o dönemdeki en önemli mekanıydı. Daha sonra adı “Kulüp Reşat “oldu ve Türklere uygun bir kimlik kazandı. Kankan ve benzeri erotik dansların sergilendiği mekan bu alanda tek değildi. Beyoğlu’nun en “çılgın” zamanlarında Cordon Blue, Kervansaray, Wagon Blue, sonradan Foli Berjer adını alan Tepebaşı Cumhuriyey Gazinosu gibi kulüpler dönemin en popüler gösterilerini Paris’ten İstanbul’a taşıyordu. Dönem de eğlenceler sadece mekanlarla sınırlı değildi elbette. Gastronomik olarak da Beyoğlu yeni tatları ve içki çeşitlerini İstanbullularla tanıştırıyordu.

ekran-resmi-2016-12-01-21-28-36

Paris’in o dönemdeki ünlü mekanı “Crazy House”ta şovlarını sergileyen “Dodo Von Hamburg,” Beyoğlu Kervansaray’da sahne almaya İstanbul’a geliyordu. “Carousel de Paris” adıyla Paris’te gösterilere imza atan ünlü draq queen’ler (Dolly ve Julia bunlardan ikisiymiş) yine aynı dönem Kervansaray’da çıkıyordu.

Kendisini kısa bir süre önce kaybettiğimiz levanten araştırmacı Giovvani Scignamillo o dönemin Pera’sını şu sözlerle anlatıyor: “Işıklar kenti Paris bir Crazy House’a sahipse İstanbul’un Parisienne’i vardı.” Scignamillo o dönemin önemli tanıklıklarındandır ve Beyoğlu’nun hiç bilmediğimiz yönlerini yazar.

Beyoğlu içki ve yeni açılan Parisvari restaurantlarıyla gastronomi anlamında en avant-garde dönemini yaşıyordu. O dönemde “Bowl”, Beyoğlu gece hayatının en popüleriydi. Bowl, meyve, şeker, bir ana içki ve bazı yardımcı içkilerle hazırlanan içki türüydü. Geniş gövdeli ve kulplu “bowl” bardaklarında servis ediliyordu. Bowl’larda genellikle tek çeşit meyve kullanılırdı ve meyve üzerine şeker eklenerek bir süre bekletilirdi. Daha sonra içki ilave edilerek servise hazır hale getirilirdi. Meyveler önce temizlenip, gerekiyorsa dilimlenirdi. Üzerine şeker konarak buz dolabında dinlendirilir ve şarap ilave edilerek soğutulurdu. Servisten önce ise şampanya ilave edilir ve genelde klasik şampanya kadehlerinde servis edilirdi.

O dönemde İstanbul’da başka bir içki çeşidi de popüler olmaya adaydı. İlk başlarda ilaç niyetine doktorlar tarafından önerilen bu madde daha sonraları dönemin gençleri için vazgeçilmez oldu.

“Kınakına” bitkisinden elde edilen bu madde, siyasi nedenlerden önce likör sonra şurup olarak anılmaya başlandı. Şurup olarak veya şarap olarak kullanılsa da eczanelerde hazırlanıyordu. Kınakına şarabını o dönem Aksaray’da bulunan Ziya Nuri ya da Ertem Pertev Eczanesi hazırlardı. Bu şarap, kansızlığı, iştahsızlığı engellediği gibi vücuda zindelik verme gibi etkileri de vardı. Dünya içki piyasasında aperitif olarak içilen çeşitler arasındaydı. En ünlüleri ise Dubonnet ve St. Raphael Quinquina’ydı ve bu çeşit 60’larda Avrupa’da sık sık tüketilen içkiler arasındaydı. Kraliçe Elizabeth’in kızından ona miras kalan bir adetti. İddialara göre, kraliçe her ögle yemeği öncesinde bir bardak Dubonnet içerdi.

Kınakına bitkisi, içerdiği kininden dolayı özellikle sıtma hastaları için önerilirdi. Bu şarabın temel maddesini, gövdeli üzümden üretilmiş yoğun taninli kırmızı şarap, misket, portakal, vanilya ve kınakına bitkisi oluştururdu.

ekran-resmi-2016-12-01-21-29-35

1940’larda Kuzey Afrika Fransız kolonilerinde sıtma hastalığı çok sık rastlanırdı. Kınakına ağacı kabuğundan elde edilen kinin maddesinin insanları sıtmaya karşı koruduğu biliniyordu ama tek başına yutulamıyordu. Bu nedenle kinin maddesinin bir şekilde bir formülde kullanılmalıydı. Fransa hükümeti bu amaçla hükümet tarafından desteklenecek bir araştırma bildirgesi yayınladı. Joseph Duponnet ve Alphonse Juppet bu araştırmaya başvuran iki kimyager oldu. Uzun uğraşlar sonucu ortaya bir şey çıkmıştı her iki taraftan da, Fransız hükümeti tarafından ilk tercih, Paris’te düzenlenen bir yarışma ile belirlenmiş ve St. Raphael’in yaratıcısı Alphonse Juppet Joseph Dubonnet karşısında kaybetmişti. 1846’da Dubonnet Joseph Dubonnet tarafından yaratılmış oldu ve içerisinde şarap, baharat, otlar ve kinin bitkisini barındırıyordu. 1976’da Pernod Richard tarafından satın alındı ama bugün pek popülaritesi kalmadı. 2009’da BBC’nin bir haberine göre günümüzde Dubonnet niş bir tüketim halini almış bulunmakta ve günümüzde genç nüfus tarafından ismi dahi bilinmiyor.

ekran-resmi-2016-12-01-21-29-28

Dubonnet’in Türekiye’deki macerası ise 1960’larda başladı. 1960’larda önce Coca-Cola, daha sonra Pepsi Türkiye pazarına girdi. Bunu Tuborg ve Pilsen biraları izledi. Biranın ülkeye girişiyle İstanbul, “Pub” kültürüyle tanıştı. Hilton Pilsen Pub, İstanbul’un bu anlamdaki ilk mekanlarından sayılabilir. Aynı yıllarda Cinzano Vermut türleri Francesco Cinzano lisansıyla ülkede üretime başladı. Manisa’daki Tariş Şarap Fabrikası’nda üretilen bu ünlü vermutun üretiminde Ege’deki üzümler tercih ediliyordu. Ne var ki, zaman içinde her 2 çeşit de Türkiye’de istediği başarıyı elde edemedi ve üretimi durdu.

 

Kaynakça:

http://news.bbc.co.uk/2/hi/uk_news/magazine/8159201.stm

Zat, Vefa. Eski İstanbul Otelleri. Vol. 105. Bilge Karınca, 2005/”Aşk Mabedi Moulin Rouge ve Absinthe ile Dubonnet Tutkusu

 

 

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*