Bandol ve Ste. Victoire

in Yazılar by

Biraz geç olmakla birlikte Provence Bölgesi’nde görebildiğimiz ikinci ve üçüncü bağ bölgelerinden bahsetmeye sıra geldi. Hem araştırma süreci, hem dinlediklerimi çevirme ve bunları düzenleme süreci biraz zaman alıyor ve bu nedenle planladığım tarihleri geciktiriyorum. Neyse konumuza dönelim.

Bu yazıda Bandol ve Provence’ın, 2005’te kazandığı apelasyonu, “Cotes du Provence Sainte Victoire”a bağlı olan Ste. Victoire Bölgesi’nden bahsedeceğim.

Öncelikle Provnece Bölgesi’nin iki önemli bağ bölgelerinde olan Bandol’a bakalım. (Diğeri, bir önceki yazımda bahsettiğim Cassis’ti)

Bandol, Cassis’e çok benziyor, tipik güneşli bir Provence kenti.

Bandol, Cassis’in güney doğusunda; Toulon’un ise batısında kalıyor. “Côtes de Provence” apelasyonu çatısı içinde, 1941 yılında oluşmuş “Appelation Controlée Bandol” içerisinde ayrı bir apelasyona sahip ve 8 bölgeyi kapsıyor. (Bandol, La Cadière, Le Beausset, Le Castellet, Ollioules, Sainte Anne d’Evenos, Saint-Cyr et Sanary)
Bandol, Cassis’le benzer bir toprak yapısını benimsiyor: kalkerli, kireçtaşlarının yoğun olduğu bir toprak yapısı hakim. Bölge, mistral rüzgarlarının etkisiyle yağmur bakımından fakir, çorak (kuru) ve bağların ihtiyacı kadar güneş alıyor. Mineral bakımından bu nedenle zengin. Denizli ve civarını düşünebiliriz. Hemen hemen aynı özellikler gibi.

Bu toprak yapısı ve iklim, ılık hava seven ve geç hasat edilen Mourvedre üzümü için oldukça ideal. Bandol’un kırmızılarınının %50’sini ise bu üzüm oluşturuyor (apelasyon gereği de oluşturmak zorunda.) Bu üzüm burada Cinsault ve Greanche ile sepaj yapılıyor. Mourvedre zarif, rafine bir şarap yaratıyor ve bu nedenle karakteri oldukça güçlü. Yani “ben burdayım” diyen bir durumu var diyelim. Diğer bölegelerde Mourvedre nadir olarak kullanılıyor ve Bandol, Mourvedre’nin baskın olarak kullanıldığı dünyadaki tek apelasyon. Bandol’da kırmızı ve rozé üretiliyor, beyaz şarap üretimi ise yeni yeni başlıyor.

Ne var ki, Bandol üreticileri apelasyon limitini bugünlerde zorluyor ve şarap üretiminde %80’e kadar çıktıları oluyor. Kullanım oranında ise hektar başına 40 hektalitre olsa da, üreticiler bu üzümü korumak için daha kontrollü üretimi benimsiyor. Mourvedre’nin gerçek potansiyeline ulaşabilmesi için geç hasat edilmesi gerekiyor ve bu nedenle üzümler içerisinde en geç Mourvedre toplanıyor. Bandol’da toprak, toprakaltı, optimal güneş ışığı, sürekli bölge rüzgarları vb. (terroir denilen kavramı oluşturuyor bu bileşenler) bir araya gelerek bu üzümü yavaş yavaş, tam olgunluğa ulaştırarak var ediyor.

Tanen bakımından zengin bu üzüm yıllandırmaya da uygun. Ayrıca Mourvedre üretim için gösterilen bu hassasiyet, Mourvedre’yi bir kaç ay yıllandıracak rozé’ler için de uygun hale getiriyor. Normalde yıllandırmaya müsait olmayan rozé, bu bölgede yıllandırma denemelerine tabii tutuluyor. Mourvedere genç yapıdayken siyahi ve mor meyve aromaları (siyah erik, yaban mersini vb.) gösteriyor. Yıl aldıkça ise kırmızı meyve aromaları ve kokuları daha çok kendini belli ediyor. Fıçıda bekletilme süresine göre ise deri, yer mantarı veya humus gibi aromaları kazanıyor. 18 ay meşe fıçısında bekletilirse Mourvedre’nin tanenli karakteri, daha kompleks, elegan bir yapıya kavuşuyor. Yıllandırılma için oldukça elverişli bir üzüm olsa da genç haliyle de oldukça güzel bir tat yaratıyor denilebilir. Bu durum, Bandol’un yarattığı ilginç paradokslardan biri olarak sayılıyor. Mourvedre potansiyelini üretimin ilk safhalarında da gösterebiliyor, Bekledildikçe de.

Bandol apelasyonunda yer alan rozé’ler, Grenache, Cinsault ve Mourvedre üzümlerinin harmanıyla özel uygulanan direk press/baskılama yöntemi ile oluşuyor.

Bandol, şarap turizmi ve bağcılığı dışında tipik bir Akdeniz kenti ve Fransız Riviera’sının küçük bir örenği. 1 gün gezmek ve dolanmak için yeterli bence. Su sporlarına ve öğrenmeye uygun bir şehir ama fazlası da değil açıkçası. Bandol’un ilk keşfedenler elbette ki 19 ve 20. yüzyıl yazarları: Thomas Mann, Aldous Huxley, Marcel Pagnol ve D.H Lawrence bu isimlerden bir kaçı.

Bandol’u Bandol yapan şarap bağları ve şarapçılığı desek yanılmış olmayız. Gelecekte ise özellikle rozé anlamında adı daha fazla anılır olacak diye düşünüyorum.

Sainte Victoire

Sainte Victoire ise şarap üretiminde Provence’ın ve Fransa şarapçılığının eski bir bölgesi olmasına rağmen, apelasyonunu 2015 gibi tarihte kazanması ve yüz ölçümü nedeniyle şarap dünyasında ve Fransa gibi rekabetin yüksek olduğu bir coğrafyada adı pek duyulmamış bir bölge. Cassis ve Bandol gibi, Ste Victoire’a oranla daha çok bilinen bölgelerin yanı sıra yeni gelişmeye başlayan ve geleneksel üretim metotlarının devam ettiği bu bölgeyi de görmek istedim ve hem ekonomik hem de yakınlık adına Ste. Victoire turuna katıldım. Pişman da olmadım açıkçası; çünkü Ste. Victoire bağları Kuzeyde Ste Victoire, ve güneyde Ste Baume dağlarının eteklerinde korunmuş sessiz sakin bir bölge ve yerli, mütevazi bir üretici görmek de ilginç oldu.

Dağın eteklerinde kurulmuş üretcilerden San Ser’in girişi

Bölge, 2005 yılında “Côtes de Provence Sainte Victoire” apelasyonuna kavuşuyor. Apelasyon içinde 9 bölge, 28 üretici ve bir kaç kooperatif var ve yaklaşık 3000 hektarı kapsıyor. Sadece kırmızı ve roze üretimine izin var. Provence şarap bölgelerinde yetişen üzümlerin çoğu burada da kendine yetişecek alan buluyor. Son bir kaç sezondur Syrah ve Cabarnet Sauvignon yetiştirmeye başlamışlar. Şimdilik %10 kadar Syrah ve Cabarnet Sauvignon kullanma izinleri var. İklim ve toprak yapısı ise Bandol ve Cassis’teki özelliklerle paralel. Tek fark, dağların etkisi burada daha fazla ve bağların yanında devasa bir biçimde kendini gösteriyor. Toprak su bakımından fakir ve bu nedenle su toprağın derinliklerine ulaşamıyor. Güneş bol ve yeterli.

Ben bu bölgede eski bir şapelin eteğinde kurulmuş olan Domaine de Ste. Ser’i ziyaret ettim. Oldukça yeni ama yeni olduğu kadar da şarapçılığa hakim bir kadın tarafından kurulmuş. Eskiden dini bir bölge olmasından dolayı bağın hemen yanında küçük bir chapel var. Buranın sahibi, Paris’te eskiden eczacılık yapmış bir kimyager. Daha sonra şarapçılığa merak salarak çok sevdiği Provence’e yerleşmiş ve şarap üretimine girişmiş. Aslında Türkiye’de gördüğümüz pek çok şarap üreticisinden farkı yok Provence şarapçılığında. Devletin desteği ise ilginç bir şekilde bu bölgeye az. Üreticiler daha çok kendi imkan ve bilgileri dahilinde şarap üretimi gerçekleştiriyorlar ve bu da doğal olarak yavaş bir gelişim anlamına geliyor.

Ziyaret ettiğimiz ikinci üretim yeri ise Ste. Victoire apelasyonu içerisinde yer alan, bölgenin en eski üretici ailesi olan Mas de Cadenet. Burada dikkatimi çeken ilk özellik, üretimin ilk yapıldığı tarih olan 1974 yılından bugüne tüm ürettikleri şaraplardan bir kaç tane bulundurmaları. Tozlu raflardan ilk senelerin şaraplarını alıp inceleyebiliyorsunuz. 1974 yılındaki ilk vintage şaraplarını, her sene, yeni ürettikleri ile karşılaştırmak için bir tane açıyorlar ve yeni ürettiklerinin gelişimini, eskiyle kıyaslıyorlar. Tatta, dokuda nasıl değişimler olmuş bunlar her sene kayıt altına alınıyor. Ayrıca tadım yapılan yerde Provence şaraplarının ve şişelerinin geçmişten bugüne nasıl değiştiği ve bugüne nasıl geldiğini görebileceğiniz ufak bir müze konumlandırmışlar. Bu çok hoşuma gitti açıkçası. Bölgenin antropolojik ve sosyolojik özelliklerini ve şarap üretimine dair eskiyle yeniyi karşılaştırabiliyorsunuz. Bu güzel bir ayrıntıydı.


Genel olarak turda şarabın nasıl yapıldığı, bölgede hangi üzümün ne kadar kullanıldığı gibi temek bilgiler anlatılıyor bilindiği üzere,  daha sonra ise üreticinin farklı tarihlerde ürettiği iki üç şarabı deneniyor. Şarabın temel yapım aşamalarını, üzümün hasattan bardağa nasıl geldiğini ve bölge üzümlerini ve kurallarını öğrenebilmek ve tanıyabilmek adına turlar çok yararlı. Tadım ise ikinci planda kalsa da olur yani anlayacağınız.

1974 yılında üreticinin ilk ürettiği şarap.

Ste. Victoire bölgesinde şarap üretimi ve bağ turu dışında yapılacak veya görülebilecek fazla bir şey yok. Eşsiz Provence doğası ve manzarasını görmek ve temiz bir nefes almak dışında. Bu bölgenin bu nimetlerinden elbette ki en çok 19. yüzyıl ressamları faydalandı. Burası, Provence coğrafyasıyla özdeşleşmiş ünlü ressam Paul Cezanne’ın hem inziva hem de ilham bölgesiydi.

Haftaya ise şarap değil, Provence coğrafyasının ilham verdiği empresyonizm ve Paul Cezanne’ı konuşacağız. Bekleyinnn..

 

Bir cevap yazın

Your email address will not be published.

*